The Strokes Yeni Albümü Angles İle Yılın İyileri Arasına Girmeye Aday...

The Strokes bu kez büyük grup olma stresini atmış, eski günlere geri dönmüş. Grubun yeni albümü "Angles" yılın iyileri arasına girmeye şimdiden aday... Albüm Türkiye'de de yayınlandı.

5 senelik uzun bir aranın ardından The Strokes, yeni albümlerini "Under Cover Of Darkness" adlı çıkış parçasıyla müjdeledi. Şarkı, grubun resmi sitesinden ücretsiz olarak sunuldu ve binlerce kez dinlendi. Grup, bu şarkının daha sonra çekilen videosu ile de başarısını devam ettirdi. Radyolara 1 numaradan giriş yapan "Under Cover Of Darkness"ın ardından, The Strokes en büyük festival ve konserlerde "headliner" olarak performans sergiledi.

New York’un en iyi grubu The Strokes beklenen geri dönüşü olan “Angles” albümüne, "Machu Picchu" ile kusursuz bir giriş yapıyor. Eğlenceli melodisiyle "Taken For A Fool" ise ilk dinleyişte akıllara kazınıyor. Her biri Strokes klasiği olmaya aday, iyi kurgulanmış 10 şarkı Julian Casablancas'ın vokaliyle birleşince, The Strokes’un eski günlerini aratmayacak şekilde çarpıcı ve dinleyenlere rock müzik keyfi yaşatıyor.

Destruction - Thrash Anthems

Benim için oldukça özel gruplardan biridir Destruction. Çocukluğumdan bu yana hep ilgimi çekmiştir. Aradan yıllar geçti, hala bu üçlünün şarkıları, fotoğrafları, posterleri, albüm kapakları ilgimi çeker. Sadece müziğiyle değil görselliğiyle de kendini ifade edebilen bir gruptur bana göre Destruction. Destruction'ın ilgimi çeken bir diğer yönü; sert duruşlu halleri değil elbet. Bilhassa çocukluk yıllarımda tanışmış olduğum bu grubun, fotoğrafları bana eski kovboy filmlerindeki kötü adamları hatırlatır. Hatta böyle düşünmeme sebep olan bir fotoğrafı vardır elimde. 

Destruction, thrash metal cephesine önemli çıkarmalarda bulunan Almanya'nın önemli gruplarındandır. Hatta thrash metal'in dışa vuruculuğunu en iyi sergileyen gruplardandır. Her zaman söylemişimdir; Almanlar bu işi iyi biliyor, işin sırrını seneler evvelinden çözmüşler.

Farklı bir albüm kapağına sahip ‘'Thrash Anthems'', Destruction'ın bir nevi derleme albümüdür diyebiliriz. Destruction'ın eski zamanlarından bugüne kadarki önemli eserleri bünyesinde toplamış bir derlemedir.. 

15 şarkı +1 bonus track'tan oluşan bu derleme albümde 2 tane de yeni şarkı var. Destruction bu yeni şarkıların birini cd'nin en başına, diğerini ise en sonuna koymuş. Albümün açılış şarkısı(yeni şarkılardan biridir bu) ''Deposition(Your Heads Will Roll)'' eski Destruction şarkılarına pek de uyum göstermemiş. Ortada bir sönüklük var gibi geldi bana.. Her neyse, diğer şarkılardan bahsetmeme gerek yoktur sanırım. 20 yılı aşkın kariyerinin önemli şaheserlerinden tekrar tekrar bahsetmenin gereği yok. Ama yine de yazının altına albümün track list'ini ekleyeceğim, oradan bakabilirsiniz, Destruction nelere ‘'Thrash Anthems''de yer vermiş nelere yer vermemiş, diye...

Yazının başında Destruction'ın, yeni iki şarkının birini albümün en başına diğerini en sonuna koyduğundan bahsetmiştim. Albümün kapanış şarkısı olan ‘'Profanity''de durum biraz daha farklı. ‘'Deposition''a göre kıyasladığımızda albümün genel yapısına daha uygun düşüyor.

Destruction gibi her geçen gün Almanya, thrash cephesine çıkarmalar yapıyor, bu kategoride Almanya'nın karşısında duracak ciddi bir ülke yok henüz. Eğer Destruction'ı bugüne kadar dinlemediyseniz, bu albüm iyi bir başlangıç olacaktır Destruction'ı tanımanız için. Şayet 24 yıllık birikiminin önemli eserlerinden 13 tanesi ‘'Thrash Anthems''de. 

Thrash Anthems Track List:
01. Deposition (Your Heads Will Roll) *
02. Invincible Force
03. Release from Agony
04. Mad Butcher
05. Sign of Fear
06. Death Trap
07. Life Without Sense
08. Total Desaster
09. Bestial Invasion
10. Reject Emotions
11. Tormentor
12. Unconscious Ruins
13. Curse the Gods
14. Cracked Brain
15. Profanity *
16. Eternal Ban (Bonus Track)
Serkan BEYDE
Şehir Rock internet dergisi 2007

Amorphis - Silent Waters

Kuzey ülkelerinin hava şartlarından olsa gerek, buradan çıkan grupların müziği genellikle tartışılmaz derecede sert yapıya sahip oluyor. Progressive-death metal kategorisinde Finlandiya’dan çıkan en sağlam gruplardan biridir bana göre Amorphis, lakin bu albümde biraz gothic’e sapma durumu da var.

1990 yılında kurulan grup, ‘’Silent Waters’’ı geçtiğimiz aylarda yayınladı. Diğer Amorphis albümleriyle mukayese etmeye kalkarsak; ''Silent Waters'' için olumsuz yazılabilecek bir şey yok. Bilakis, güzel bir albüm olduğunun altını çizmek gerekir.

Grubun vokalisti Pasi Koskinen’in ayrılmasından sonra, Amorphis’in vokalist arayışına girdiğini ve en sonunda eski Evergreen vokalisti olan, Tomi Joutsen’i kadrosuna dahil ettiğini biliyoruz. Bu nedenle Amorphis dinleyicisinin muhtelif endişeleri de olmadı değil.. Tomi Joutsen’la yeni Amorphis albümü ‘’Silent Waters’’in nasıl bir şeye benzeyeceği sorusu daima gündemde oldu. ‘’Silent Waters’’ çıktı, Amorphis dinleyicileri de gördüler ki; Tomi, Amorphis’e ayak uydurabildi. Beklenilenin aksine, gördüğümüz bu tablo Amorphis fanları kadar beni de mutlu etti.

Nuclear Blast etiketiyle çıkan ‘’Silent Waters’’ 10 track + 1 bonus track’a sahip. Albümden çıkan ilk single, albümle aynı isime sahip ‘’Silent Waters’’. ‘’Weaving The Incantation’’ ile başlayan Amorphis serüveni, ardından gelen ‘’A Servant’’ ile devam ediyor. ‘’A Servant’’ albümde, grubun esas tarzına en yakın olan parçalardan biri. ‘’Towards And Aganist’’de elektronik öğeler de mevcut. Bu anlamda ‘’Silent Waters’’e biraz ters düştüğünü belirtmek gerek. Fakat vokallerin güçlü yapısı ve ustaca kullanılışı, bu şarkının sizi etkilemesine olanak sağlıyor. ‘’I Of Crimson’’a geldiğimizde sizi 50 saniye kadar, piyano, akustik gitar ve bas gitar ile süren kısa bir pasaj karşılıyor. Bu sakin karşılamaya sonrasında davul ve elektro gitarlar da dahil oluyor. Sonrası malum; şarkı sert ve ağır bir şekilde devam ediyor. ‘’Enigma’’ piyano ve akustik gitar ile sürüp gidiyor. Şarkının sonuna kadar da bu şekilde giderken, ortalarında bir yerde elektro gitarlar derin bir şekilde giriyor ve şarkı süresince elektro gitarlar çok hafif duyuluyor. ‘’Shaman’’ da, ‘’Enigma’’ ve ‘’I Of Crimson’’ gibi akustik gitar ve piyano pasajları ile başlıyor. Arayı fazla uzatmadan, bas gitar, elektro gitar ve davul giriyor devreye. ‘’The White Swan’’ gerek melodik açıdan, gerek vokaller, gerek sololar, gerekse brutal vokaller açısından ele alındığında harika bir şarkı. Bu dört özelliğin her birinin, tam anlamıyla hakkını vermiş Amorphis. ‘’Black River’’e dayandığımızda, bu şarkıyla ‘’Silent Waters’’in sona erdiğini fark ediyoruz. Kapanış için sanırım daha ideal bir şarkı düşünülemezdi.

Tercihlerim: ‘’A Servant’’, ‘’Silent Waters’’, ‘’ Towards And Against’’, ‘’ I Of Crimson Blood’’, ‘’Shaman’’.

Serkan BEYDE
Şehir Rock internet dergisi 2007

Geçmişe Bakış

Bölüm 1: Oluşum ve Dağılmalar
Geçmişten şimdiye birçok müzik türü ve bu müzik türlerinin de getirdiği yenilikler olmuştur. Anadolu Rock -ilk çıktığı döneme göre anatolia rock-, Türkiye'de rock müziğin gelişmesinde büyük rol oynamıştır. Anadolu Rock'ın ilk temsilcilerinden biri Moğollar'dır. Yine Erkin Koraylar, Cem Karacalar, Barış Mançolar bu dönemde rock müzik sahnesine çıkarak hepsi unutulmaz adamlar listesine girmişlerdir. Daha sonraları hard rock ve diğer rock müzik türleri Türkiye'de giderek yaygınlaşacaktır. 

Ülkemizdeki grupların büyük bir kısmı, Türkiye'de yaşanılan zorlukları şarkılarında dile getirmiştir. Bu, rock müziğin a-politik olmadığının ve her daim sözünü sakınmaktan kaçan tavrının en önemli açıklanan tarafıdır. Eski dönemlerden günümüze kadar hala müzik yapmakta olan birçok grup var, tabi bazıları dağılma sürecine de girdi zamanla. Bu bölümün geri kalan kısmında dağılma ve ara verme süreçleri yaşamış gruplardan bahsedeceğim.

Bulutsuzluk Özlemi, Objektif, Kesmeşeker, Whisky gibi gruplar şarkılarında politik tavrı her zaman ön plana çıkartırken, yine ileriki zamanlarda çıkacak olan Diken, Radical Noise, Almora gibi heavy metal kökenli gruplar sert ve taviz vermeyen duruşlarıyla Türk rock müziğine yeni tatlar kazandırmışlardır. Tabii ilk albümlü punk grubumuz Rashit ve diğer birçok punk gruplarımız da her daim politik sorunlara eğilim göstermiştir.

Ülkemizde punk'ın en iyi temsilcilerinden biri olarak kabul gören Rashit, politik yaklaşımını punk'ın alaycı tavrıyla dile getirmiştir. Türk punk'ı içerisinde birçok grup kendine özgü duruşuyla her daim bu tür sorunlara eğilmiştir. Her ne kadar birçok dinleyici Athena'yı punk kategorisi içinde ele alsa da; aslında Athena tam anlamıyla punk grubu değildir. Ska, Athena'nın müziği için ifade edilebilecek en iyi tanımdır( Ska hakkında daha fazla bilgi toplamak için http://tr.wikipedia.org/wiki/Ska adresini ziyaret ediniz).

Heavy metal'in ülkemizdeki en önemli isimlerinden biri olan Pentagram, her albümüyle ve verdiği konserlerle büyük bir kitle oluşturmuştur. Daha önceki zamanlarda Pentagram'dan ayrılan elemanlar, solo albümler çıkartarak müzikteki yollarına devam etmişlerdir. Grubun eski zamanlarındaki vokalisti Ogün Sanlısoy ve eski gitarist Demir Demirkan uzun yıllardır solo albümleriyle, kendi kitlesini oluşturmuş müzisyenler olarak müzik maceralarına halen devam etmektedirler.

‘'Türkçe sözlü heavy metal de olur'' diyen, başta Whisky olmak üzere; Diken, gibi gruplar bu şekilde, büyük dinleyici kitlesine ulaşmış ve saygın konumlarını halen korumaktadırlar. Yalnız, Whisky'in müziği Diken'e göre biraz daha sade ve daha yavaş sound'a dayalıdır.

Hardcore, Metalcore ve bu gibi benzer tarzlardaki önemli topluluklardan Antisilence, Radical Noise, Ascraeus, Something's Wrong gibi Hammer Müzik''ten çıkan gruplar 90'lı yılların son dönemlerinde oldukça revaçtayken, aradan geçen birkaç yıl sonrasında hepsi de çeşitli sebeplerle sessizliğe bürünmüştür.

Hazır, dağılma ve ara verme aşamasına tabi tutulan gruplardan bahsediyoruz; punk topluluklarımızdan Rashit'ten de bahsetmek gerek. Rashit de dağılma kararı almıştı bir dönem. Daha sonrasında grubun gitaristi Tolga'nın işe tekrardan yeni elemanlarla atılması üzerine devam kararı almıştı topluluk. Akın Eldes'in solo albüm projesi için Bulutsuzluk Özlemi'nden ayrılışı üzerine bu boşluğu daha sonra Serdar Öztop doldurmuştu. Samsun'lu topluluk Objektif ve Kadıköy'lü grup Kesmeşeker de kurulduğu günden bugüne kadar geçen süre zarfında birçok eleman değiştirmek zorunda kalmıştı. Kesmeşeker'den söz etmişken; grubun daimi elemanı Cenk Taner 2001 yılında, solo albüm yayınlamıştı. Pop rock gruplarımızdan Kargo da geçtiğimiz yıllarda müziğe ara vermişti. Bu ara verme sürecinde, elemanlarının her biri farklı şeylerle meşgul olurken; bunlardan, bir tek, solo albüm yayınlayan Koray Candemir gündemdeydi. Yine, Mor ve Ötesi'nin ilk albümünden de bildiğimiz Derin Esmer ve Alper Tekin'in ayrılmasıyla bu boşlukları, Kerem Özyeğen ve Burak Güven doldurmuştu. Bu yazdığım dağılma ve eleman değişikliklerinin aksine Duman grubunda bateriyi çalan Ari Barokas, ileriki zamanlarda gruba kesin olarak dahil olmuştur. Kesmeşeker'in yakın zamanda çıkmış olan ''Kum'' adlı albümünden sonra, gruba konserlerde Kargo'dan bildiğimiz MŞŞ(Mehmet Şenol Şişli) ve gitarda Mavi Sakal'dan Kaan Altan eşlik etmiştir.
 
Bölüm 2: Aramızdan Ayrılanlar
1993 senesinde Whisky'in gitaristi Kamil Özaydın ani bir şekilde geçirdiği beyin kanasıyla, vefat etmiştir. Kamil Özaydın'ın ölümü, bizleri derinden sarsmıştır. Pentagram grubundan Ümit'in güneydoğu'ya askere gitmesi ve askerdeyken, terör örgütüyle çıkan çatışmada şehit düşmesi de yaşadığımız acı olaylardan biridir. 1999 yılında yine bizim için büyük bir isim olan Barış Manço'yu kaybettik. Ölümünden sonra, Barış Manço'nun eşi ve müzik yapımcıları tarafından Best Of niteliğinde ''Mançoloji'' adlı albüm piyasaya sürülmüştü. Son yıllarda Türk rck müziğinde ardı arkası kesilmeyen bu önemli kayıplara, bir de Yavuz Çetin'in vefatı eklenmiştir. Yavuz Çetin 2001 senesinde boğaz köprüsüne çıkarak, kendisini boğazın serin sularına bırakmıştır. Türkiye'nin en önemli gitaristlerinden biri olarak görülen Yavuz Çetin'in intiharı hem bizler için, hem de ailesi ve yakınları için oldukça acı olmuştur. Bir başka önemli kayıp ise 2003 yılında Cem Karaca'ydı. Böylesine büyük isimlerin aramızdan ayrılışları gerek medya gerekse Türk rock ailesi ve takipçileri tarafından büyük yankı uyandırmıştır.
 
Bölüm 3: Türk Rock'ında Fikir Ayrılıkları
Bilinen en büyük çatışma sol görüşlü Objektif ve milliyetçi görüşleriyle dikkat çeken Diken arasında olmuştur. Bir konserde Objektif, Diken‘le aynı sahneyi paylaşmak istemediğini belirtince, bundan ötürü iki grup arasında gerginlik yaşanmıştır. Bilinen zıtlaşmalardan biri de; punk ve metal dinleyenler arasında yaşanmıştır. Özellikle eski Kadıköy ve Bakırköy tayfaları arasında yaşanan gerginlikler bunun birer örneğidir. Bunların haricinde, rock dinleyen insanlara dışarıdan daima saldırılar olmuştur. Rock ve metal gruplarının konserlerine yapılan saldırılar ve sokakta rockerlara yapılan saldırılar, bir dönem çok yoğun bir şekilde yaşanıyordu. Özellikle, toplumun rock dinleyen insanlar hakkındaki tutumu ve önyargısı 90'lı yıllarda oldukça artmıştır. Medyanın bunu, haber aracı olarak kullanması ve bu durumu daha da işin içinden çıkılmaz bir hale sokması ile, sokakta rockerlar birçok hakarete ve saldırıya uğramıştır. Satanizm davasının mahal vermesi de bunun en neticeli sonucu olmuştur medya için. Bu durumdan ötürü birçok insan gözaltına alınmıştır. Hatta bir gün, Tv'de haberleri izlerken, satanizm davasından ötürü tutuklanan bir takım kişileri gördüm. Bunların arasında gruplarımızdan ve müzik şirketlerimizden tanıdık simaları görmek, gerçekten üzücüydü. Alakalı alakasız birçok kişi satanist damgası yemişti. Bundan en büyük çıkarı medya sağladı, malzeme lazımdı medyaya, bu yolla rockerları kullanmak istediler tabi. Başarılı da oldular.
 
Bölüm 4: Yanlış Lanse Edilen Anadolu Rock
Türkiye'de rock müzik kendi içinde, dinleyeninden, müzisyenine, konser düzenleyen organizatöründen, yayın kolunda çalışanlarına kadar, bir bağ oluşturmuşken; pop ve arabesk'ten soyunma kişiler ortada bir rock star imajı yaratmaya çalışmışlardır. Bunun oluşumuna da, piyasacı müzik firmaları ön ayak olmuşlardır. Çünkü müzik firmalarının yaptığı albümlerin, doğru dinleyici kitlesine ulaşmasından ziyade; her türlü kitleye ulaşması isteniliyor. Bu nedenle, bir albümün içinde rock öğeleri de olsun, pop öğeleri de olsun, arabesk öğeleri de olsun ki; her türlü dinleyici albümü satın alsın. Kıssadan hisse; amaçları o albümün çok satmasını sağlamak.. Haluk Levent, Kıraç, Murat Kekilli, Murat Göğebakan gibi isimlerde bu özellik oldukça net. Rock ve piyasa müzikleri diye tabir ettiğimiz, arabesk ve pop bir araya getirilerek; her türlü dinleyicinin bu tür müzisyenlerin albümlerini alması, hedef alınmış bir strateji. Örneklerini verdiğim bu isimler, Anadolu Rock yapıyoruz , edalarıyla ortalıkta dolaşıyorlar. Bu durum Anadolu Rock'ın yanlış lanse edilmesine neden olmuştur çoğu zaman. Bu tarz müzisyenler; karmaşık olmayan, olabildiğince basit notalar zincirine dayalı müziğin üzerine, genellikle sadece aşkı liriksel olarak anlatıyorlar. Nitekim, bu anadolu rock değildir. Evet, aşkı konu almak için herhangi bir müzik türü yoktur, her müzik türünde aşk anlatılabilir. Lakin, anadolu rock daha çok Anadolu insanını anlatır. Anadolu insanının yaşayışını, acılarını, hüzünlerini, sevincini vs.. her anlamda Anadolu insanına hitap eder.
 
Serkan BEYDE
Şehir Rock internet dergisi 2005

Mavi Sakal


''Yetişkin rock’cıların bence misyonu rock müzikte olgunluğun bayrağını taşımak olmalı.'' 

Türk rock müziğinin mühim gruplarından Mavi Sakal’ın, geri dönüşü şerefine bu sayıda onları da ağırlamak istedik. Kendilerine Şehir Rock ailesi adına ‘’Yeni-den’’ geldikleri için teşekkürlerimi sunuyorum. Neden sessiz kaldıklarını, sessiz kalınan sürede neler yaptıklarını ve daha fazlasını bir bir sordum. Buyrun Tibet Ağırtan'dan cevapları alalım.

Öncelikle isterseniz Mavi Sakal’dan bahsedelim biraz. Mavi Sakal çok uzun bir süre sessiz kaldı. Nelerdi Mavi Sakal’ı sessizliğe iten şeyler?
-Mavi Sakal ticari olmadan ayakta kalmaya çalıştı ve o dönem bunun için uygun değildi. Ya değişecekti ya bekleyecekti. Beklemeyi tercih etti.

Single ‘’Son, Ki, Beş, On’’u açıklar mısınız biraz?
-Çalıştığımız prova stüdyosunda yaptığımız deneme kayıtlarını dinleyici ile paylaşmak istedik. Endüstrinin takvimine uymaktansa halka uyalım dedik. Pahalı bir kayıt yapmadık. Teknoloji yerine kalbimizi sunduk. “Son, ‘ki, 5, 10” bizim lisede çalarken şarkı girişlerindeki sloganımızdı. Oraya gönderme yaptık. Müziğe başladığımız zamandaki ruhumuzu asla unutmamak bizim en önemli amaçlarımızdan biri.

Mavi Sakal beklenen dönüşü yaptı. Bu süre içinde neler yaptınız?
-Hep kişisel şeyler. Mavisakal için beste bile yapmadım. Ben de diğer grup arkadaşlarım gibi bu güne bilendim. Bu baharda her şey kaldığı yerden başladı.

Mavi Sakal’ın yeni kadrosu nasıl oluştu peki?
-Murat ile ben kadroya eskiden beri çalıştığımız ve sevdiğimiz arkadaşlarımız olan Taylan ve Batur’u davet ettik. Taylan zaten eski Mavisakal’lı idi. Batur da ilk provadan sonra eski bir Mavi Sakal’lı gibi entegre oldu. İyi çalan müzisyen bulmak kolay ama yola beraber çıkacağın kişiyi seçebilmek çok zor. Eski hatalara düşmemek için en iyi ikiliyi bulduğumuzu düşünüyorum.

''İyi çalan müzisyen bulmak kolay ama yola beraber çıkacağın kişiyi seçebilmek çok zor.''

Ara vermeden önce en son çıkarttığınız 98 tarihli ‘’Kan Kokusu’’ albümünden, şimdi çıkmış olan single arasında değişen şeyler neler oldu sizce Mavi Sakal’da?
-''Mavisakal 2'' ve ''Kan Kokusu'' arasındaki fark ne ise bunu da aynı düşünebiliriz. Kişisel bestelerden kaçınıp bütün üretimi beraber yapıyoruz. Grubun hem etik, hem performans hem de ruhsal bütünlüğünü de körüklemiş oluyoruz. Sonuçta ilk kez Mavisakal besteleri ile de beraber grup müziğini sunmaya başladı.

Solo albümlerinizle Mavi Sakal albümleri arasında belli başlı farklar vardır elbet. Mesela bunlardan en önemlilerinden biri; Mavi Sakal daha sert, solo albümleriniz ise daha hafif sounda sahip.
-E, tabii. Solo albümlerim kişisel. Solo albümlerimde Mavisakal’dan daha yumuşak ve daha sert parçalar var. Şarkılar grup ile oluşunca bir kişinin değil 4 kişinin fikirleri birleşiyor. Böylece sertlik derecesinden ziyade şarkıların baharatı farklı oluyor. Örneğin “Yat Geliyorum”u solo ve grup ile dinlediğinizde bariz fark ortaya çıkıyor..

Türk rock piyasasında özellikle 2000’lerden itibaren birçok genç grup çıkmaya başladı. Yetişkin rock kategorisine alabileceğimiz isimler ise sanki bir köşeye çekilip, müzik yapmaya ara verdiler gibi. Yani bunun örnekleri eskisi kadar fazla değil. Nasıl karşılıyorsunuz Türk rock’ının son hallerini?
-Herhalde millet çoluk çocuğa karışınca biraz duruldu. Bu, çalmanın yanı sıra müzik piyasasındaki değişkenlerin farkındalığını da yansıtıyor. Zaten eskiden beri istediğimiz bir şeylerin alt yapısını oluşturmak ki arkadan gelen gençlere zemin oluşsun ve onlar da istediği müziği yapabilsinler. Sanırım bunu başardık. Böyle olunca da şu andaki durumdan da aslında memnun olmak gerekiyor.

Yetişkin rock’cıların bence misyonu rock müzikte olgunluğun bayrağını taşımak olmalı.

Yeni nesil gruplardan umut vaat ettiğini düşündüğünüz gruplar var mı?
-Bana fikrimi sormak için birçok demo yolluyorlar. Çoğu şaşırtıcı derecede güzel. Çoğu umut vaat ediyor. Bu sorunun cevabını popülerlik ile karıştırmak istemiyorum. Genel olarak “bu iş artık oluyor” demek isterim.

Rock'n roll haricinde dinlediğiniz müzik tarzları neler?
-Her şeyi dinlerim, yeter ki içten gelen müzik olsun. Rock dahil, dinleyiciyi aptal yerine koyan hiç bir şeyi zevkle dinleyemiyorum. Ayıplıyorum.

Son günlerde dinlediğiniz şeyler nelerdir?
-Mp3 salgınından sonra radyolara döndüm. Belli bir tarza ve zaman dilimine bağlı kalmak istemiyorum. Özellikle de Amerika-İngiltere hegemonyasının dışında kalıp da bize ulaşabilen müzikleri merak ediyorum. İngiliz ve Amerikan olmayıp da muhteşem olan o kadar şey var ki.. Malesef dünyanın kalan %95’lik bölümü bize koklatılmıyor. Ben onlara ulaşmaya çalışıyorum.

Müzik haricinde günlük hayatta nelerle ilgilenirsiniz?
-Yemek yerim, uyurum, çalışırım, yürürüm, hayal kurarım, gülümserim.

Sizin çok sayıda konser verdiğinizi ve önemli konserleriniz olduğunu biliyoruz. Peki Türkiye’de pek çok kimsenin konser vermediği alanlara falan gitmeyi düşünüyor musunuz?
-En ücra köşelere bile gitmek isterim. Kimse olmasa bile o vadide, o göl kenarında çalmak isterim.

Bize söylemek istediğiniz bir şey veya eklemek istediğiniz şeyler var mı?
-Teşekkür ederim, iyi çalışmalar dilerim.
Röportaj: Serkan BEYDE
Şehir Rock internet dergisi 2007

Kreator - Coma Of Souls

Aslında son zamanlarımda fazla thrash metal dinlemeyen biri olarak böylesine bir albüm hakkında yorum yapmanın oldukça zor olduğunu söyleyebilirim. Thrash gruplarına ilgiyi biraz kesince hamladık mı ne...

Bu albüm benim için çoğu thrash metal albümünden ayrıdır. Kreator ismini ilk, 6 yıl önce duydum ve beni albüm kapakları etkiledi en çok da. Bazı grupların kendine özgü kahramanları ve sembolleri vardır. Buna bir örnek vererek, Maiden'ın Eddie'sini söyleyebiliriz. Kreator'un ismini maalesef bilmediğim kahramanı veya albüm kapaklarındaki karakteri, beni etkilemişti 6 yıl önce. Her ne kadar bu etkileşim müzikal açıdan fazla egemenliğini göstermese de bende, albüm kapaklarıyla fazlaca etkilemiştir beni.

5 yıl önce bir şekilde elime geçen Kreator tişörtünü hala eskiyip yıpranmasına rağmen çıkartıp giyiyorum çoğu zaman. Aslında bu aralar öyle pek fazla thrash metal de dinlemiyorum işin açıkçası. Hatta dinlemeye kalktığımda başım kaldırmamaya başlar ve bir süre sonra pes ederim. Sanırım artık eskisi gibi sert şeyler dinleyemiyorum, neticesinde çok da mutlu olmuyorum çünkü. Ben hafif müziklerin adamıyım, beni gitarın çığlıkları coşturabilir ancak. Heavy metal'in ve progressive'in 70 ve 80'ler dönemi beni daha fazla doyuruyor bu aralar. Kaç defa Slayer, Overkill, Kreator gibi grupları dinlemeye kalktıysam; ya müziğin sesini kısarak dinlemişimdir, ya da şarkının belirli bir noktasından sonra tahammül edemeyip cihazı(cd player- bilgisayar v.s) kapatmışımdır.

Thrash'le cebelleşme serüvenimi daha fazla bire bin katarak ifade etmeden geçelim bu güzelim albüme. ''Hidden Dictator''un giriş bass rifleri oldukça hoşuma gitti. Girişte uzun bir solo yerine, bassların öne çıkması güzel bir zemin hazırlamış şarkıya. Bir de, zaten bass riffleri çok güzel geliyor kulağa. Bu albümde en sevdiğim şarkı büyük bir ihtimalle ''Terror Zone''dir diye aklımdan geçiriyorum. Hem albümdeki en yavaş şarkılardan olması itibariyle(diğerleri çok ağır geliyor bu ruh haliyle bana); hem de gitar soloları ve basları çok hoşuma gidiyor. ''Mental Slavery'' albümün en son sırada yer alan şarkısı. Bunun giriş kısmı da çok hoşuma gidiyor. Gitar kısımlarının bu kadar iyi olmasına bir de vokaller katılıyor. Albümde ilk sırada yer alan ''When Sun Burns Red'', albümde akustik gitarın kullanıldığı tek şarkı. Bu kadar yavaş ve sakin başlamasının 1 dakika ardından yeniden ataklar başlıyor. 

Okuyucuya ufak bir not: Thrash metal'den vazgeçmem gibi bir şey söz konusu olmamıştır bugüne kadar, bilakis pek severim bu aileden olan müzisyen ve grupları. Lakin hayatın çeşitli evrelerinde, çeşitli ruh halleri içinde bazen az tercih etmişimdir hepsi bu. Bu yazıda anlatıldığı gibi, kaleme almış olduğum 2006 döneminde de tercihim thrash metal'den yana daha az olmuştur.
 
Serkan BEYDE
Şehir Rock interrnet dergisi 2006

Murat Durmaz - Son Kahve

Gel gelelim son dönemlerde Türkçe sözlü hafif rock müziği kurtaracağına inandığım, ''Son Kahve'' albümüne. Eskilere olan özlemimi bu albümde buldum, üstelik bu albüm 2006 çıkışlı bir albüm. Bu benim için oldukça önemli bir gelişmedir. Bundan dolayı sevgili Murat Durmaz’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Kapak ve fotoğraflar oldukça sade. Özellikle 'ben buradayım' demiyor. Sanki bir köşeye saklanmış, kendini olabildiğince gizli tutmaya çalışıyor. Bu kadar gizli kalmaya yüz tutmuş bir albümün açıkçası gün yüzü görmesi hiç de güzel bir istek olamaz diye düşünüyorum. Bir şeylerin gizli kalması her zaman için birilerine onun özel olmasını sağlıyor. ‘’Özellik’’ kavramını bugün için kullanmak oldukça güç. Çünkü müziğin, hatta ‘’müziğimizin’’ bile ticarete alet edilmeye çalışıldığı bugünlerde, azınlığına hitap eden albüm sayısı oldukça az. Az kavramı bile yeterli değil hatta. Türk rock müziğinin herkes tarafından bilinmeyip, belirli bir kesime hitap edecek albümlere ihtiyacı vardı. Bu albümü ben açıkçası 2006 gibi müziğin kalitesinden taviz verildiği bir dönemde beklemiyordum. Beklememekle kalsa iyi, artık umudumu yitirmiş ve açıkçası hiçbir beklenti içinde olmamıştım. 

Bu albümde aldığım koku beni o, eskilere olan özlemime götürdü. Bir gün öğlene doğru kapım çaldı ve elime ulaşan bu albümle uyandım. Albüm elime ulaştığından beri hemen hemen günün 12–13 saatini sadece ‘’Son Kahve’’ye ayırıyorum. Bu kadar içten ve samimiyetini korumuş bir albümün bize sunacağı çok şey var. Yeter ki biz onu keşfedelim. O zaman ''Son Kahve'' amacına ulaşacaktır. Bu albüm için düz bir yorum yapmak istemeyişim belki de bundan dolayıdır. ‘’O şarkı böyle, şu şarkıda gitarlar şöyle kullanılmış’’ gibi cümleleri kullanmaktan ziyade, albümün bende yarattığı düşünceyi siz okurlara iletmek istedim. Çocukluğuma olan özlemimi buldum ''Son Kahve'’de, eskileri buldum, hayallerimi buldum ve her şeyden de önemlisi; samimiyeti buldum… Bu kadar alternatif bir yana, Murat Durmaz’ın ne kadar sade bir albüm bırakmak isteyişini, albümün içinde gezinirken o ayrı dünyada görmek mümkün. Sıradan bir rock albümü dinlemiyor oluyorsunuz, sıradan Türkçe sözlü müzik dinlemiyor oluyorsunuz... Enstrümanlar sizi doyuruyor. Müzikal anlamda doygunluk olduğu kadar liriksel açıdan bu albümün bıraktığı izler sizi geçmişe götürüyor. 

Aslında albüm yepyeni bir albüm olduğunun getirisi olarak, eskiyle bütünleştiği de çok açık. Buradan çıkaracağımız sonuç şudur ki; geçmişle şimdiki zaman arasında belirgin olmayan bir çizgisi var ''Son Kahve''nin. Taraf konusunda kesinlikle saf belirlemek zor. Sizlere son söz olarak şunları belirtmek istiyorum. Albümü bulma şansınız ne kadar yüksek bilmiyorum ama edinebilmek adına oldukça çaba gösterin. Çabalarınız boşa olmayacaktır…

Not: ‘’Son Kahve’’, ‘’Büyükdükçe’’, ‘’Postacı’’ kesinlikle dinlenilmeye değer enfes şarkılardan sadece birkaçı…
Serkan BEYDE
Şehir Rock internet dergisi 2006